Buradaki tüm dilleri görüyor musunuz? Global Voices yazılarının daha fazla insana ulaşması için çevirilerini yapıyoruz.

Brezilyalı Doktor Bilimin İlerlediğini, Ama HIV'e Karşı Olan Damgalamanın Devam Ettiğini Söylüyor

Aktivist halk sağlığı doktoru Carué Contreiras'a göre, mücadelelerin önlem alma ve hedef kitle bilinçlendirilmesinin ötesine gitmesi gerekiyor. Fotoğraf: Sham Hardy/Flickr, CC-BY-SA 2.0)

Bilimsel açıdan bakıldığında AIDS salgınına müdahalenin başarılı olduğu düşünülebilir. Yalnızca 35 yıl içerisinde, salgın küresel bir vebadan kontrol edilebilir bir hastalık olma yönünde ilerleyiş gerçekleşmiştir.

Daha etkili ve daha az yan etkiye sahip yeni ilaçlarla, HIV virüslü insanlar AIDS'in neredeyse bütün semptomları olmadan yaşayabilmektedir. Hastalık kontrol altına alındığında–veya, tıbbi jargonda virüs ”farkedilemeyecek seviyede” olduğunda — cinsel yol ile bulaşmaz. Artık HIV sahibi bir insanın ortalama beklenen yaşam süresi hastalığa sahip olmayanlar ile yakındır.

Ne var ki, HIV ve AIDS sahibi insanlar ( PLWHA olarak kısaltılır) hala toplumsal damgalama ile yüzleşmekte. Bu durum onların haklarını kısıtlayarak kendilerine eş bulmalarına, kendilerini halka açık ve toplu olarak savunmalarına engel olmaktadır. Bu damgalama hastalığın kötüleşmesine yol açan sessizlik ve içe kapanmaya sebep olmakta. Birleşmiş Milletler AIDS programı tarafından sponsor edilmiş ve birkaç ülkede yürütülmekte olan HIV Damgalamasıyla Yaşayan İnsanlar Fihristi araştırması, PLWHA hastalarının %20'sinin geçen yıl intihar düşüncelerine sahip olduğunu göstermiştir.

Ulusal HIV / AIDS (RNP +) ile Yaşayan İnsanlar Ağı üyesi Brezilyalı halk sağlığı doktoru ve eylemci Carué Contreiras, bilimin ve insan haklarının kesişimi üzerine çalışan profesyonellerden birisidir. Global Voices'e yazdığı e-mailde  ”Bilim gelişmekte fakat PLWHA'ya karşı olan olumsuz tutum hala değişiklik göstermedi.Bu tutuma stratejik bir özcülük çalışmasında serofobi adı verilebilir.” diye belirtti.

Carué Contreiras, Fotoğraf: kişisel arşiv, izin ile yayınlanmıştır.

Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, 2016'nın sonuna kadar HIV virüsü ile yaşayan 36 milyon insan vardı.15 ve 49 yaşları arasındaki yetişkinlerin %0.8'inin virüs taşıyıcısı olduğu hesaplanmıştır fakat bu kişilerin coğrafi dağılımı oldukça orantısızdır –Güney Afrika'da bu yaş grubundaki HIV'li insanların oranı %4.2 iken Kuzey ve Güney Amerika'da bu oran dünya oranının altında %0.4'tür.

Brezilya, kamu sağlığı sisteminde HIV'e karşı ilaçları ücretsiz temin eden ilk ülkedir.1990'ların sonundan beri yeni salgınların sayısı durağandır ve ilk kez HIV ile yaşayanların yarısından fazlası tedavi görmektedir.

Fakat bu başarı PLWHA'nın Brezilya'da maruz kalmaya devam ettiği ön yargıları göz önüne almamaktadır. ”PLWHA, korumayı teşvik yardımları adı altında örnek alınmaması gerekenler veya kurbanlar olarak yansıtılıp sesleri basın tarafından görmezden gelinmektedir.”

Röportajın tamamına aşağıda göz atabilirsiniz.

 Elde edilebilen tedavi süreçlerine rağmen, HIV hakkındaki tartışmalar neden hala fazlasıyla ötekileştirilmiştir?

The first layer of prejudice, the fear of transmission by casual contact, is relatively simple to deconstruct. But, at a deeper level, serophobia derives from other sexual oppression, and attributes to us moral failure or personality drift. The various expressions of serophobia are complex and interact with other prejudices against marginalized groups — like misogyny, sexism, racism, transphobia and others, depending on the place. In regions where the disease and death from AIDS are still frequent, those images actively inform serophobia.

Ön yargının ilk aşaması olan normal temas ile bulaşma korkusunu anlamak oldukça basit. Fakat derine inildiğinde, serofobi diğer cinsel bastırılmışlıklardan kaynaklanıyor ve ahlaki bozukluğa ve kişilik belirsizliğine mal ediliyor. Serofobi'nin çeşitli betimlemeleri karmaşık olmakla beraber mekana bağlı olarak ötekileştirilmiş gruplara karşı olan – kadın düşmanlığı, cinsiyetçilik, ırkçılık, transfobi ve diğerleri gibi-  önyargılarla etkileşim içerisindedir.

Sivil Toplum Kuruluşları ve devlet tarafından yürütülen, kamu oyunca en çok bilinen mücadeleler çoğunlukla önlem üzerine odaklanmaktadır ama bazı eylemciler AIDS'e karşı açılan savaşın başka açılardan da sürdürülmesi gerektiğini öne sürmekte. Bunun hakkında konuşabilir misiniz? 

Campaigns about health education often lapse because they restrict the message to prevention only and end up ignoring the actual person living with HIV. Of course, access to prevention is important for people to build autonomy in their own sexuality. However, in the case of HIV, there is always an other side, an “other”, which is the PLWHA. Unlike the person with gonorrhoea, having HIV is a lifelong identity that is related to the loss of rights.

An educational discourse that is confined to “how to protect yourself” – and gives PLWHA the role of vector – will only reinforce alterity and serophobia. In contrast, a message that starts with a consistent problematization of serophobia and is neutral with respect to serological status may help to dissolve the silence. Silence neuroticizes subjectivities even among negatives [people without HIV], thereby causing paranoia and denial, which interfere both in coexistence and affection, as well as in the ability to prevent HIV transmission itself.

Sağlık eğitimi ile ilgili kampanyalar çoğunlukla yetersiz kalmakta çünkü mesajı sadece önlem ile sınırlandırıp HIV ile yaşayan gerçek bir insan faktörünü görmezden geliyorlar. Tabi ki önlemlere erişebilmek insanların kendi cinsel bağımsızlıklarını oluşturmaları için önemli. Ne var ki HIV göz önüne alındığında, işin her zaman bir diğer tarafı vardır, PLWHA olan bir ”diğer”. Bel soğukluğu olan bir insanın aksine, HIV'li olmak hayat boyu süren, hak kaybını da yanında getiren bir kimliktir.

Salt ”Kendini nasıl korumalısın” ile sınırlandırılmış ve PLWHA'ya hastalık taşıyıcı rolü yükleyen eğitsel bir söylem ötekileştirmeyi ve serofobiyi yalnızca pekiştirecektir. Aksine, serofobinin ısrarla sorunsallaştırılması ile başlayan ve serolojik statü konusunda tarafsız olan bir mesaj sessizliği bozmaya yardım edebilir. Sessiz kalmak negatif olanlar [HIV olmayan insanlar] arasındaki subjektiflik dengesini bozuyor, dolayısıyla birlikte yaşama ve sevginin yanı sıra HIV bulaşmasını önlemeye de engel olan paranoya ve inkar etmeye yol açıyor.

 Bu koşullarda basının rolü nedir?

Media representation tends to polarize between excitement by scientific achievement and a fatalistic and victimising gaze of individuals or deeply afflicted countries. Medical science is undoubtedly the most visible and exciting aspect of HIV — note that there is rarely a physician's statement missing from a news story. Unlike malaria and other diseases common in developing countries, there is significant funding for research on HIV treatment and prevention, which brings about potentially life-changing services.

However, the social aspects, which are related to human rights, are less visible. But they help explain why scientific achievements do not reach everyone. PLWHA's voices are especially neglected by the media, which often portrays them as victims, or examples not to be followed, under the auspices of promoting prevention. But this kind of advocacy ends up reinforcing serophobia.

Basının temsili bilimsel gelişmelerin verdiği coşku ve müteessir olan ülkelerin veya bireylerin kaderci ve madur duruşu arasında kutuplaşma eğilimi göstermektedir. Sıtmanın ve gelişmekte olan ülkelerde yaygın olan diğer hastalıkların aksine, HIV tedavisi ve korunması için yapılan araştırmaların fonu oldukça zengindir ki bu insan hayatını değiştirme potansiyeli olan hizmetler sunmaktadır.

Ne var ki, insan haklarıyla ilişkili olan toplumsal bakış açıları daha az dikkat çekmektedir. Fakat toplumsal bakış açıları bilimsel başarıların neden herkese ulaşamadığını açıklama konusunda yardımcı olurlar. PLWHA'nın sesi basın tarafından özellikle görmezden gelinmektedir,  önlem almayı teşvik etmek adı altında kurbanlar veya takip edilmemesi gereken örnekler olarak resmedilmişlerdir. Fakat böylesi bir savunma serofobiyi güçlendirmekle sonuçlanır.

 ”Yüksek-riskli gruplar” AIDS'in ilk zamanlarında sıklıkla kullanılan bir kelimeydi. Günümüzde profesyoneller ”Asli etki grupları” terimini tercih etmekte. Bu değişim neden önemli?

The evolution of the categories used to explain why some groups are more affected than others reflects the advancement of the understanding of HIV from a rights perspective.

‘High-risk groups’, which comes from a time when LGBT people had no rights at all, sees HIV as a natural consequence of deviant behavior, intrinsic to certain groups — thus justifying marginalization. Therefore, restricting the rights of ‘risk groups’ was necessary for the well-being of general society.

Then came the term ‘high-risk behavior’, which correctly conveys a risk of infection for the entire population, but still exaggerates individual responsibility. The term reinforces the notion that people who have become PLWHA are those who already had a deviant profile. It is still serophobic because it generalizes a profile for PLWHA and ignores, for example, external elements such as prejudice and isolation. In addition, the term exempted governments from certain responsibilities.

A major contribution to the social theory of HIV was the next category, ‘vulnerability’ or ‘vulnerable populations’, which focused on the context in which a person lives, and on how violations of rights, power imbalance and access to services can affect the ability of a person to control risk.

The term ‘key affected populations’ is recent and maintains the interpretation of ‘vulnerable populations’, but adds the need for meaningful involvement of social movements in AIDS-response decisions.

Bazı grupların diğer gruplardan neden daha fazla etkilendiğini açıklamak için kullanılan kategorilerin evrimi HIV'i doğru bir bakış açısıyla idrakımızın gelişimini yansıtmaktadır.

LGBT'lilerin hiçbir hak sahibi olmadığı zamanlardan gelen ”Yüksek-riskli gruplar”, HIV'i bazı kitlelerin yaratılışlarında olan sapkınca davranışın doğal bir sonucu olarak görmekte– böylece ötekileştirmeyi meşrulaştırmaktadır. Bu sebeple ”risk grupları”nın haklarının sınırlandırılması genel olarak toplumun sağlığı için gerekliydi.

Daha sonra tüm nüfusa bulaştırma riski taşıyan ”yüksek riskli davranış” ortaya çıktı fakat  bireysel sorumluluklar hala abartılıyordu. Bu terim PLWHA olan insanların zaten sapkınca davranışlar sergileyenler olduğu düşüncesini desteklemiştir. PLWHA için bir profil genellemesi yaptığından ve örneğin ön yargı ve içe kapanma gibi dış etmenleri dikkate almadığından serofobiktir. Ayrıca bu terim, hükümetleri belirli sorumluluklardan muaf tutmaktaydı.

HIV'in sosyal teorisine en büyük katkı bir sonraki kategori olan ”hassasiyet” veya ”hassas nüfus”, bireyin yaşadığı bağlama ve kişi haklarının ihlali, güç dengesizliği ve hizmete erişimin kişinin risk kontrol becerilerine ne derece etki edeceği üzerinde durmuştur.

”Asli etki grupları” terimi günceldir ve ”hassas nüfuslar”ın açıklamasını sürdürür ve toplumsal hareketlerin AIDS-yanıt kararlarında yer alması gereğini de ekler.

  Bu kategoriler üzerinde bir fikir birliği var mı? 

No. These categories reflect political positions, so, unfortunately, we have not yet outgrown the old interpretations, which are still present in current discourses about HIV, depending on the interlocutor.

One example is the different interpretations of the spike in new infections among young people in Brazil – a generalization that conceals the fact that most of them are LGBT. The media cliché, which has become common sense, is that their “irresponsible” behaviour may stem from the fact that “they did not see their idols die.” The burden lies on the individual, resting in the belief that it all depends on the young person's choice, so one can conclude that the category actually used here is ‘high-risk behavior.’

However, an analysis from the vulnerability point of view may reveal the fact that the battle for LGBT adolescents’, and all young people's, rights to sexuality still occurs on the margins of society, since it was not followed by effective public policies and educational campaigns.

Another example is that most authorities in the world today use the term ‘key affected populations’, but few demonstrate understanding of the importance of civil society's participation. Therefore the term is emptied of practical meaning.

I should also add that even when using an appropriate category, the social theory of HIV reflects biases common in academia. One example is how researchers interprets the enormous inequality of AIDS between white and non-white people in Brazil. In a country that is founded on the myth of racial democracy, the contributions of black academics are silenced by an essentially white academy. Therefore, in Brazil, unlike the United States, there is little evidence of critical racial theory within HIV social theory.

These examples make it clear that we not only need to talk about HIV, but, most importantly, we need to be very aware about the way we speak about it and whether the discourses do or do not foster prejudices.

Hayır. Bu kategoriler siyasi pozisyonları yansıtıyor bu yüzden, malesef muhataba bağlı olarak HIV hakkındaki güncel söylemlerde hala mevcut olan eski anlayışları aşamadık.

Bunun bir örneği Brezilya'daki genç nüfus arasında yeni enfeksiyonlarda meydana gelen artışın farklı yorumlanmasıdır – çoğunun LGBT'li olduğu gerçeğini gizleyen bir genelleme.”Sorumsuz” davranışlarının ”idollerinin öldüklerini görmemeleri” gerçeğinden kaynaklanabildiği sağduyu haline gelen bir medya klişesidir. Sorumluluk herşeyin genç kişinin seçimlerine bağlı olduğu inancıyla bireyin sırtındadır, bu yüzden burada aslında kullanılan kategori ”yüksek riskli davranış”dır.

Bununla birlikte hassasiyet açısından yapılan bir analiz, etkili kamu politikaları ve eğitici seferberlikler tarafından takip edilmediğinden LGBT'li ergen ve tüm genç nüfusun cinselliği için yapılan savaşın toplumun köşelerinde hala varlığını sürdürmekte olduğu gerçeğini ortaya çıkartmıştır.

Bir diğer örnek ise dünyadaki birçok otoritenin ”asli etki grupları” terimini kullanması fakat pek azının sivil toplumun dahiliyetinin önemini kavramış olmasıdır. Bu yüzden terim nesnel anlamından yoksun bırakılmıştır.

Ayrıca uygun kategori kullanımında HIV toplumsal kuramının akademik çevrede yaygın olan ön yargıları yansıtmakta olduğunu da belirmeliyim. Brezilya'daki beyaz ve beyaz ırktan olmayan insanlar arasında AIDS konusundaki kallavi eşitsizliğin araştırmacılar tarafından nasıl değerlendirildiği buna bir örnektir. Irksal demokrasi mitleri üzerine kurulmuş bir ülkede, siyah akademisyenlerin katkıları esasen beyaz akademi tarafından susturulmuştur. Bu sebeple Birleşik Milletler'in aksine Brezilya'da HIV toplumsal kuramının içerisinde eleştirel ırksal kuram oldukça az yer almaktadır.

Örneklerde de açıklığa kavuşturulduğu üzere; yalnızca HIV hakkında konuşmak değil en önemlisi konuşurken üslubumuzun ve bu üslubun ön yargı teşkil edip etmeyeceğinin de farkında olmamız gerekir.

Sohbet başlatın

Yazarlar, lütfen giriş »

Kılavuz

  • Tüm yorumlar onaydan geçirilir. Yorumunuzu birden fazla göndermeyin, yoksa reklam olarak işaretlenebilir.
  • Lütfen diğerlerine saygı gösterin. Nefret, küfür ve kişisel saldırı içeren yorumlar onaylanmayacaktır.